Bu yazımızda, Çin ile Amerika arasında bitmek bilmeyen ticaret savaşlarının perde arkasını ve Huawei krizini inceleyeceğiz.

Alışılagelmiş teknoloji makalelerinin biraz dışına çıkmanın ve bazı tarihsel süreçleri hatırlamanın fayda sağlayacağı görüşündeyim. Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkelerin başında gelen Çin; 2011 yılında başlattığı “Made in China 2025” projesiyle, uluslararası ekonomi sisteminin gidişatını belirleyen ülkeler arasına girmeyi başardı. Peki bu projeyi farklı kılan özellik neydi?

2011 yılına kadar pek çok insan Çin’i, ucuz ürünler üretip ihraç eden ülke olarak tanımlıyordu. Bu orta seviye ülke profili, “Made in China 2025” projesiyle, yüksek teknolojiye sahip ülke profiline bürünüyor ve Çin için yeni bir dönemin kapılarını aralıyordu.

Çin, dünyanın süper gücü olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, dünyada güç merkezi Batı’dan Doğu’ya kaymaya başladı. Bu değişimden rahatsız olan batılı ülkelerin olacağı ve bu ülkelerin başında ABD’nin geleceği pek tabii bilinen bir gerçekti. ABD teknoloji alanında üstünlüğün el değiştirmesi sebebiyle kaygılar taşırken, Çin tarafı herhangi bir ticari savaşa dahil edilmek istemediğinin altını çiziyordu. Ancak beklenen oldu ve ABD başkanı tarafından ticari anlaşmazlığa yönelik politikalar belirginleşti.

Dünyanın en büyük telekomünikasyon şirketlerinin %80’i ile işbirliği içerisinde olan ve ürün satışları kapsamında Apple’ı geride bırakmayı başaran Huawei, aynı zamanda 5G teknolojisiyle dünyanın en önemli markası halinde bulunmakta. Hal böyle olunca ABD başkanının politikalarından etkilenen şirketlerin başında Huawei gelecekti.

Huawei tarafına yönelik suçlamaların odak noktasında casusluk konusu yer alıyor. ABD tarafından yapılan açıklamalar; Çin tarafının ürettiği yazılımların, ABD’nin gelecek teknolojik gelişmelerine sızdığı yönünde. Ayrıca Çin’in, kendi bilişiminin sızdırılmaması amacıyla “Altın Kubbe” isimli koruma sistemi geliştirdiği ve bu sistemin ABD’yi sıkıntıya soktuğu belirtiliyor.

Bu gelişmelerin ardından ABD tarafı; Huawei şirketinin, ABD çıkarlarına ters düşen faaliyetleri gerekçesiyle kara listeye aldığını açıkladı. Bu açıklama, ABD ile Huawei arasındaki teknoloji transferlerinin kısıtlandığı ve başta Intel, Microsoft, Google olmak üzere pek çok şirketin Huawei ile alışverişinin son bulduğu anlamına geliyordu.

Açıklamadan kısa bir süre sonra Android cephesi, Huawei ile işbirliğini askıya aldığını ve Huawei cihazlarının, Android’in sadece genel sürümünü kullanabileceğini belirtti. Ayrıca Google tarafı da, birçok hizmetlerini Huawei cihazlarına sunmayacaklarını açıkladı.

Android ve Google başta olmak üzere birçok şirketin baskısına maruz kalan Huawei ise, uzun süredir üzerinde çalıştıkları yeni işletim sistemleri HongMeng’i kullanıcılarına sunmaya hazırlandıklarını ve bazı ülkelerde patent başvurusu yaptıklarını belirtti. Aynı zamanda Çin hükümetinin tepkisi de gecikmedi. “Apple ürünlerine boykot” çağrısı yapıldı.

Huawei tarafından gelen cesur açıklamalar bizleri her ne kadar heyecanlandırsa da; yeni işletim sisteminin, bazı olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurabileceğini hatırlatmak gerekiyor. Huawei, kendi işletim sistemini geliştirse bile; Microsoft, Facebook gibi şirketlerin uygulamalarını yasaklaması, şirketin başını ağrıtabilir. Bu sorunların çözüme kavuşup HongMeng’in başarıya ulaşması durumunda ise, Android cephesi ciddi sayıda kullanıcı kaybederken Huawei dünyanın açık ara lideri konumuna ulaşabilir.

Çin ve Amerika arasındaki ticaret savaşı ve Huawei krizinin gölgesinde; şirketin kurucusu Ren Zhengfei, gelecek iki yılda 30 milyon dolarlık düşüş beklediklerini açıkladı. Bu durumun geçici olacağına inandığını belirten Zhengfei, ABD engellemelerine boyun eğmeyeceklerini de sözlerine ekliyor. Çin ve Amerika arasındaki Huawei krizi üzerine bir değerlendirme yapacak olursak; bu krizin iki tarafa da zarar vereceğini, insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda ilerleyen teknoloji dünyasının bu krizi uzun sürdürmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

CEVAP VER

Yorumunuzu yapın
Lütfen isminizi giriniz